Haber

Musavat Dervişoğlu: “3Y’yi yok etmeye geldiniz.

İYİ Parti Küme Başkan Yardımcısı Musavat Dervişoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinde; “Bu canavarca sistemde yasama KHK’lerle etkisiz hale getirilmiş, yargı atama yetkileriyle bağımlı hale getirilmiş, Yürütme’deki tüm siyasi güç tek kişinin iradesine bırakılmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ise, Devlet yönetiminde Yasama, Yürütme, Yargı ortadan kalktı, yerlerini Recep Tayyip Erdoğan aldı. 20 yıl önce “Sizler 3 Y’leri, yani yoksulluğu, yolsuzlukları, yasakları yok etmeye geldiniz. 3 Y’yi daha yani Yasama, Yürütme ve Yargı’yı yok ediyorsunuz. Yasama Recep Bey, Yürütme Sayın Tayyip ve Yargı Sayın Erdoğan’dır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 2021 yılı Kesin Hesap Kanunu Teklifi ve 2023 Yılı Bütçe Kanun Teklifi görüşülüyor. Müzakereler 12 gün boyunca kesintisiz devam edecek. Genel Başkan Yardımcısı Fuat Oktay’ın bütçe sunumunun ardından İYİ Parti Grubu adına söz alan Grup Başkan Vekili Musavat Dervişoğlu, şunları söyledi:

“CUMHURİYETİN 100. YIL BÜTÇESİNİ VE ADALET VE KALKINMA PARTİSİNİN GERİ BİLDİRİMLERİNİ TARTIŞIYORUZ”

“Bugün Kutsal Meclis çatısı altında, Cumhuriyetin 100. yıl bütçesi ile Adalet ve Kalkınma Partisi’nin veda bütçesini görüşüyoruz. Yasama organının millete karşı en asli görevlerinden biri verginin nereden nereye geldiğini denetlemektir. vatandaştan alınan para harcanır ve nereye harcanır.Tek adam rejiminin anayasal çerçevesi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Meclisimizin bütçe yapma yetkisi fiilen elinden alınmıştır. Gelecek yılın bütçeleri halkı heyecanlandıracaktı.Çünkü millet, bütçenin kendi meselelerine tahlil getireceğini umuyordu.Çıkarlarının korunmasını bekliyordu.

Ancak yürütmenin ‘Aşiret Reisi’ yetkileriyle donatıldığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bütçe teklifi, içeriğinin ve kaderinin kimsenin umurunda olmadığı sıradan bir ritüele dönüşmüştür. Vatandaşlarımız 2023 bütçesini neden merak etsin? Üst kurumun yüce iradesi olan TBMM 2023 bütçe teklifini kabul etmezse ne olur, hükümet düşer mi? Hayır. Bütçe yeniden düzenlenip TBMM’nin onayına sunulacak mı? Hayır. Açıkça görülüyor ki; Bu canavarca siyasi sistem, Gazi Meclisi’nin iradesine aykırıdır. Bu sistemde bütçe yapma yetkisi Gazi Meclisi’nden alınarak yeniden değerleme oranında hükümete verilmiştir. Herkes bilsin ki, İstiklal mücadelesinde galip gelen ve devleti kuran bu Gazi Meclisi, siyasi iktidarın noterliği değildir.

“CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ EGEMENLİĞİN KİŞİYE ÖZELLEŞTİRİLMESİ ÜZERİNE KURULMUŞTUR”

Türkiye’yi içeride ve dışarıda saran siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunları derinleştiren temel sorun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kendisidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; egemenliğin özelleştirilmesi üzerine inşa edilmiştir. 5 bin yıllık Türk devlet geleneğinden süzülmüş, tarih yazmış bir milletin bağımsızlık ve egemenlik mücadelesinin ürünü olan Türkiye Cumhuriyeti, kimsenin aklına, ideallerine ve keyfine bırakılamaz. Devlet dediğimiz sistem üç temel güçten oluşur. Yasama, yürütme ve yargı. yasama; yasa çıkar. Yönetici; kanunları uygular. yargı; Yasama organının çıkardığı ve yürütmenin yürüttüğü kanunların anayasaya uygunluğunu denetler. Bir devletin demokratik hukuk devleti olabilmesinin vazgeçilmez kuralı, bu güçler arasında istikrar ve denetim mekanizmalarının tam ve kusursuz işlemesidir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemindeki temel sorun şudur: Bu canavarca sistemde yasama KHK’larla etkisiz hale getirilmiş, yargı atama yetkilerine bağlı hale getirilmiş, yürütmedeki tüm siyasi güç iradeye bırakılmıştır. tek bir kişinin. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde devlet yönetiminde yasama, yürütme ve yargı erkleri ortadan kalkmış, yerini Recep Tayyip Erdoğan almıştır. 20 yıl önce 3 Y’yi, yani yoksulluğu, yozlaşmayı, yasakları ortadan kaldırmak için geldiniz. Bir 3 boyutlu daha yasama, yürütme ve yargıyı yok ediyorsunuz. Yasama Recep Bey, yürütme Tayyip Bey, yargı da Sayın Erdoğan’dı. Memleketin servetinin iki dudağın arasına sıkıştığı, hürriyet yerine zulmün karar verdiği, şehrin talan edildiği, milletin zenginlik ve refahının yandaşlarla paylaşıldığı bu haramzade örgütlenemez. İçin; O zamanlar Mustafa Kemal Atatürk tarafından bir asır önce kapatılmış, bir daha açılmamak üzere. Cumhuriyetin özgür ruhlu çocukları olarak bu çarpık düzenin kalıntılarını temizlemek bizim elimizde.

“DEVLETİN TÜM KURUMLARI TEK KİŞİYE İLİŞKİLİ OLDUĞUNDA O ÜLKEDE ADALET YOK OLACAKTIR”

Türkiye her alanda olduğu gibi yargı ve adalet sisteminde de büyük bir erozyona maruz kalmıştır. Yargı kararları, siyasetin etkisi altında günlük siyasi hesapların bir parçası haline getirildi ve muhalefeti bağlamak için bir sopa olarak kullanılmak istendi. Ülkeyi yöneten iktidarın en temel görevi vatandaşlarımızın hukukunu korumak olması gerekirken, ne yazık ki Partili Başkanlık Sistemi ile birlikte hukuk iktidarı korumaya gelmiştir. Devletin bütün kurumları tek bir kişiye bağlıyken, o ülkede elbette adalet, o ülkede demokrasi olmaz. Çünkü adalet ve demokrasi kavramları tek adam rejimi ile bağdaşmaz.

Bir partinin genel başkanı, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini atasa, orada yargı bağımsızlığından söz edilebilir mi? Bir cumhurbaşkanı düşünün, bir yandan bir siyasi partinin genel başkanı olarak propagandasını yapıyor, diğer yandan da kendisini denetlemekle yükümlü yargı mensuplarını atadı. Bir yandan il liderlerini genel lider olarak atayan, diğer yandan da illerin valilerini cumhurbaşkanı olarak atayan bir cumhurbaşkanı düşünün. Bir yanda genel başkanı olduğu partisinin yürütme kademelerini, diğer yanda üniversite rektörlerini devletin üst düzey bürokratlarını atayan bir cumhurbaşkanı düşünün. Bu canavarca Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde devlet ile hükümetin, bürokrasi ile iktidar temsilcilerinin ve dolayısıyla kollektifin çıkarları ile klanın çıkarlarının birbirine karıştırılmasının nedeni budur.

“BU GÜCE NASIL GELİRSENİZ, YAPILACAK İLK SEÇİMLE O YOLDA GİDECEĞİZ”

Bu aslında partili başkanlık sisteminin iktidara yaptığı en büyük kötülüktür. Üzülerek söylüyorum ki bu kendinizi devlet sanma yanılgısıdır. Unutmayın, siz devlet değilsiniz. Sizler milli iradenin emanet ettiği zamanda ve oranda kamu görevini yerine getiren bireylersiniz. Hükümetler geliri tüketir ama devlet bakidir, kalıcıdır. 3 Kasım 2002’de nasıl iktidara geldiyseniz, yapılacak ilk seçimle de aynı şekilde iktidardan gideceksiniz. Ebediyen ayakta kalacak Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ilk seçimden sonra ortadan kalkacak olan siyasi gücünüzü kıyaslama saçmalığından vazgeçin. Türkiye’yi belli bir grubun sorumluluğunda parti devlet eksenine taşıma arzunuzdan vazgeçin.

Adalet, ‘mülk’ün, yani devletin ve sistemin temelidir. Bir devlet vatandaşları arasında adaleti sağlayamıyorsa, makul bir siyasi gruba veya gruba taraf olmuşsa ve tarafsızlığını kaybetmişse, o zaman Allah, devlet olarak koruma niteliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bugün sizin parti devleti kurma hevesinizin yol açtığı devlet krizi sonucunda kamu bürokrasisine de bulaştı. Parti Başkanlığı akla, ilme ve liyakate dayalı bürokrasinin sonu, partizan bürokrasinin başlangıcıydı.

Liyakat ve çaba yerine sadakat ve itaati ödüllendiren bu canavarca düzende en stratejik kamu kurumları bile siyasi iktidarın propaganda ve mali aygıtına dönüştürülmüştür. Sermaye piyasası kapsamındaki işlemlerin uygunluğundan sorumlu SPK’yı spekülasyona, gerçek veri ve bilgi üretiminden sorumlu TÜİK’i ise manipülasyona iten işte bu canavarca düzendir.

“UZLAŞMAYI, İTİRAZI DEĞİL, İSTİŞARIŞI TERCİH EDERSİNİZ”

Geçen sene bütçe teklif müzakerelerinde sizi uyardık, bizi dinlemediniz. İstişare ve uzlaşma yerine itaati seçtin. Sonuç: Yaptığınız 2022 bütçesinin ömrü 6 ay bile sürmedi, ek bütçe getirmek zorunda kaldınız. Peki hükümetin ek bütçe için belirttiği sebep nedir? Türkiye’de yüksek enflasyon artışı… Hesaplamayı unuttuğunuzu biliyoruz. Eyalet lisansınızı kaybettiğinizi biliyoruz. En azından algısal niteliklerinizi korusaydınız. ‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’ diyerek milleti yüksek kur ve yüksek enflasyonla nefes alamaz hale getiren iktidar, Katma Bütçe Kanunu’na ilişkin ne dediğini unutarak kaleme alıyor. ‘Enflasyona yol açmayan bütçe sonuçtur’ diyor. Allah aşkına sen ne yaptığının farkında mısın? Çıkardıkları krizlerin bahanelerine sığınanlar iktidarda olsalar da güçlü olamazlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetebilirler ama yönetemezler. Sizler saray bürokrasisinin noteri değilsiniz, devleti kuran TBMM’nin erdemli üyelerisiniz ve buna göre hareket etmekle yükümlü ve sorumlusunuz.

“BÜTÇENİZİN TERCİHİ MİLLET DEĞİL, YASAKÇI VE FAZİ LOBİSİDİR”

Her şeyden önce bütçe, bir hükümetin ekonomik tercihlerini gösterir. Bütçenizin seçimi millet değil; yanlısı ve faiz lobileri. Ek bütçe ile faiz ödemesini 240 milyar liradan 300 milyar liraya çıkardınız. Neden? Niye? Faiz lobilerini daha da canlandırmak için. Son bütçenizde de aynı kayıtsızlık içindesiniz. Veda bütçenizdeki faiz giderleri tamı tamına 565 milyar lira. Geçen yıl bütçe açığı ne kadardı? 278 milyar lira. bu yıl ne kadar; 660 milyar lira. Bu bütçeyle aslında aziz milletimize ‘Elimizdeki kötü günler geride kaldı, artık önümüzde daha kötü günler var’ diyorsunuz. İlk seçime kadar sürecek olan iktidar döneminizde bu bütçe açığını nasıl kapatacaksınız? Tabii ki yeni borçla. Daha fazla borç, daha fazla faiz demektir. Meclis Genel Kurulu’na getirdiğiniz bütçeye bir bakın, derde deva yok. Gelecek için umut yok, halkımıza vaat edilmiş bir gelecek yok. Bu bütçede arz yönlü politikalar, üretimi artırıcı adımlar, yapısal reformlar yok.

İYİ Parti olarak milletimizin sorunlarına çözüm üretecek ve analiz içeren 26 öneri sunduk. Hepsini birden reddettin. Milleti sefalete, mahrumiyete mahkûm ettiniz. Geçen yılki konuşmamda bu bütçe talep edilmemişti. Bu bütçe yetimler yetimler dedim, bu bütçenin sahibi nerede diye sordum. Bu aziz Meclisin muhatabının bizzat Cumhurbaşkanı olduğunu belirtmiştim. Fuat Oktay Bey oturduğu yerden ‘Bütçenin sahibi burada’ yanıtını verdi. Öyle görünüyor; Bu bütçenin sahibi bu yıl değeri kalemin ucundaki mürekkep olan atanmış bürokratlar, garantörü ise Recep Tayyip Erdoğan’dır. O zaman bu bütçe Fuat Oktay Bey’e veda, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a veda olarak tarihe geçecektir.

“DOLARIN TÜRK LİRASI KARŞISINDAKİ DEĞER SAYESİNDE 4 YILDA YÜZDE 400 KAZANDIRDI”

Siyasi açıdan baktığımızda, Parti Başkanlığı sürecinin, Meclis’in yasama yetkilerinin KHK’lerle devre dışı bırakılmasıyla sonuçlandığını görüyoruz. Bu sistemde ‘partizan’ın sadece cumhurbaşkanını değil, bürokrasiden yüksek yargı mensuplarına kadar bütün bir devlet kurumunu kapsadığını anlıyoruz. Ekonomik açıdan baktığımızda tek adam rejiminin siyasi ve toplumsal bütün hezeyanlarıyla bu millete büyük ekonomik bedeller ödetmeye devam ettiğini birlikte yaşayarak gözlemliyoruz. ‘Türkiye uçacak’ vaadleriyle getirdiğiniz bu canavarca siyasi düzenden önce bu ülkede dolar 4.60 bandındaydı. Bugün memleketinizi getirdiğiniz noktada 18.60 doların Türk lirası karşısındaki değeri 4 yılda yüzde 400 oldu sayenizde.

‘Parti Başkanlık Sistemi ile hızlı kararlar alacağız, etkin bir yönetim olacak’ dediniz. Nitekim o kadar çabuk karar aldınız ki muhakemeyi, istişareyi, mutabakatı yani demokrasiyi hiçe saydınız. Bir kişinin iki dudağı arasına sıkışan kararların bedeli 4 yılda 65 milyar lira olan bütçe açığı beklentisini 659 milyar liraya getirdi. Doğru duydunuz bütçe açığı beklentisi 4 yılda 10 kat arttı. Cari açık o gün 27 milyar dolardı, bugün 255 milyar dolar. O gün 3 milyon 315 bin olan işsiz sayısı bugün 7 buçuk milyon oldu. O gün mazot 5.65 liraydı, bugün 24 lira. Biz o gün faize 73 milyar lira harcardık, bugün 565 milyar lira. O gün vatandaşlarımızın her birinin 890 lira faiz yükü vardı, bugün 6 bin 700 lira. Ziya Paşa’nın güzel bir sözü vardır: ‘Tören iştir, söz önemli değildir.’ Hesap ortada, muhasebe ortada. Milletimize verdiğiniz sözlerle yaptıklarınız arasındaki, yaptıklarınızla elde ettiğiniz sonuçlar arasındaki çelişki apaçık ortadadır.

“Üzgünüz ama artık size ayrılan sürenin sonuna geldik”

20 yıldır Türkiye’yi tek başınıza yönettiniz. 20 yıllık iktidarınızda 2 trilyon 504 milyar dolar vergi topladınız. 131 milyar dolarlık borç kullandınız. 63 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız. 20 yılda önceki 57 hükümetin 79 yılda harcadığının dört katını harcadınız. Son 20 yılda, hiçbir hükümetin sahip olmadığı kaynakları ve zamanı kullandınız. Üzgünüm ama size ayrılan sürenin sonuna geldik. Türkiye’yi dünyanın en büyük 20 ekonomi liginden düşürdünüz. Türk milletini enflasyon ve kredi yükü altında ezdiniz. Türk lirasını tarihin en değersiz seviyesine getirdiniz.

Şimdi ortaya çıkan devlet kaynaklarını pervasızca kullanarak partinizin ‘yüz yıllık’ propagandasını yapıyorsunuz. 20 yıllık iktidarınızın muhasebesini yapın, göreceksiniz ki Türkiye’nin ‘Önümüzdeki 100 Yılı’nda yer almayacaksınız. Cumhuriyet’in birikimlerini, kamu mallarını açık artırmaya çıkardınız. Türkiye’nin en büyük şirketlerini, fabrikalarını, limanlarını, elektrik üretim tesislerini, telekomünikasyon şebekesini, elektrik ve doğalgaz dağıtım şebekelerini de sattınız. Cumhuriyetin bütün bu kazanımlarını pervasızca satmanıza rağmen, iktidarınızın son aşamasında Türkiye’ye bıraktığınız dış borç yükü 500 milyar dolara yaklaştı. Cari açık 255 milyar dolar.

“BU MİLLETE LÜTFEN DEĞİL, NİMET OLDUNUZ”

Türkiye’yi bu ekonomik çöküşe mahkum eden bir hükümet olarak Cumhuriyetin 100. yılını kutlamaya hazır mısınız? Sen bu millete lütuf değil, yük oldun. Gerçeği göremeyecek kadar körsünüz. Arkanda öylece bir enkaz bırakmıyorsun, enkaz oluyorsun, bilmiyorsun. İktidarlarında halka ait en stratejik ve önemli üretim tesislerini satanlar şimdi dışarıda ve utanmadan seçim öncesi ‘Ucuz bakkal açacağız’ diyorlar. Ben bu soruyu size yürekten soruyorum, ben eleştirirken utanıyorum, siz söz verirken utanmıyor musunuz? 100. yılında, yüzün var mı dedim, yüzün yok çünkü bu millete verdiğin sözlerin hiçbirini tutamadın. ‘2023’te Türkiye’yi ilk 10 ekonomi arasına sokacağız’ diyerek milletimize bir konuşma yaptınız. 1990’da ilk 20 ekonomi arasında yer alan Türkiye’yi 22. sıraya düşürdünüz. Türkiye’nin Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında girdiği tek liste olan ülkem adına üzülerek ve üzülerek söylüyorum; Kara para aklayanların gri bir listesi var. Bakın Türkiye’yi bu hale getirdiniz, yazıklar olsun, bunu ülkemize de yaşattınız.

“GÜCÜNÜZÜN 20 YILLIK HİKAYESİ BİTTİĞİNDE, TÜRKİYE’Yİ TAŞIDIĞINIZ TEK ZİRVE VE YOKSULLUĞUN ZİRVESİ BUDUR”

‘Kişi başına milli geliri 25 bin dolara çıkaracağız’ dediniz, 10 bin doların bile altına düştü. ‘2 trilyon’ olacak dediğiniz milli gelir 1 trilyon doları bile bulamamıştı. Yüzde 5 olarak belirlediğiniz işsizlik hedefi yüzde 10’un üzerinde. Gerçekle bağını koparan TÜİK’in rakamlarına göre enflasyon yüzde 85. Enflasyon ve işsizliğin toplamı olan Dünya Sefalet Endeksi ortada. Üzülerek söylüyorum ki ülkem ve milletim adına; 20 yıllık iktidarınızın sonunda Türkiye, Arjantin’i geçerek sefalet endeksinde 156 ülke arasında birinci oldu. 20 yıllık iktidar hikayeniz sona ererken, Türkiye’yi taşıdığınız tek tepe burasıdır, orası sefaletin zirvesidir.

Bu noktada seçim alanına yaklaşırken bu hileli zarlarla son bir oyun oynamanın peşindesiniz. Devletin bütün imkanlarını iktidar için kullanan, rakamları manipüle eden, istatistikleri destekleyen troller ve yandaşlarla tahkim edilmiş kurduğunuz kumar masasında milletin aklıyla alay eden ucuz bir propaganda oyunu sahneliyorsunuz. 20 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz ve yarın teslim olacağınızın sözünü veriyorsunuz. Gücünüzün raf ömrü bitti ama başarısızlığınızın mazeretleri henüz bitmedi.

“DEVLET MAZERETLERLE VE ZARARLARLA YÖNETİLMEZ”

Buna izin ver; ‘Dış güçlerin karanlık planları’, ‘lobilerin sinsi oyunları’ gibi bahanelere sığınmak. Dış güçlerin gücü, iç gücün yetersizliğinden gelir. Devlet bahanelerle ve acizlikle yönetilemez. Türkiye’yi yabancı güçler yönetse ne yaparlardı? Karanlık Lobiler Türkiye’de yönetimi ele geçirseydi bu ülkenin hali ne olurdu? Türkiye’yi dış güçler ve karanlık lobiler yönetiyorsa; Türk lirasının değerini düşürmek ve ekonomimizi çökertmek için inatla akıl dışı ekonomi politikaları uygulayacaktı.

Türkiye’yi dış güçler yönetiyor olsaydı; Milletimizin alım gücünü düşürmek, vatandaşlarımızı sefalet ve mahrumiyete mahkûm etmek için elinden geleni yapacaktır. Türkiye’yi yabancı güçler yönetiyor olsaydı, ülkedeki emeğin değerini ucuzlatıp yabancılara verirlerdi değil mi? Türkiye’yi komşu ülkeler için ucuz bir alışveriş merkezi yapmaz mı? Türkiye’yi yabancı güçler yönetiyor olsa, ya Cumhuriyet’in bütün birikimlerini satarlar ya da Varlık Fonu’ndan borç alarak uluslararası piyasalara garantiler vererek Türkiye’nin bugününü olduğu kadar geleceğini de çalarlar, değil mi? Türkiye’yi yabancı güçler yönetse, doları patlatmadan önce bilinçli olarak dolar üzerinden borçlanırlardı değil mi?

Türkiye’yi yabancı güçler yönetse 565 milyar lira faiz öder, 100 milyar lirayı yandaşlarına aktarır, Türk milletinin kamu kaynaklarını sömürürler değil mi? 85 milyonun vergisini toplayıp serveti 5 taraftara dağıtacaktı değil mi? Türkiye’yi yabancı güçler yönetmiş olsaydı, ülke kendi kendine yetmesin diye tarım alanlarını kalkınmaya açarlardı değil mi? Örneğin saman, buğday, tohum ithal eder, şeker fabrikaları satardı. Tank Palet Fabrikasını satar, telekomünikasyonu özelleştirirdi değil mi?

Türkiye’yi dış güçler ve karanlık lobiler yönetse, ‘Sınır onurludur’ ilkesini derhal terk eder, yollarımızı kesişen bir han haline getirir, Türkiye’yi dünyada en çok mülteci ve kaçakçının yaşadığı hendek ülkesi yapar. , Sağ? Sözlerimi yanlış anlama. sana iftira atmayacağım İktidar partisinin ‘dış güçlerin simgesi’ ya da ‘karanlık lobilerin piyonu’ olduğunu ima etmiyorum. Diyorum ki, bir yabancı güç iktidara gelse bu ülkeye ancak sizin verebildiğiniz kadar zarar verir. Biz buna gaflet ve sapkınlık diyoruz, kararı tarihe ve millete bırakıyoruz.

“Ekonomiyi mahvettiniz, yoksulluğu yönettiniz, eğitimi mahvettiniz, cehaleti yönettiniz”

Ekonomiyi mahvettiniz, yoksulluğu yönetiyorsunuz, eğitimi mahvettiniz, cehaleti yönetiyorsunuz. Bilgiyi yönetemediğiniz için dezenformasyonu, ülkeyi yönetemediğiniz için algıları yönetmeye çalışıyorsunuz. Ancak ne sermaye yanlılarının son mücadeleleri, ne havuz medyasının böbürlenmeleri ve iftiraları, ne de paralı trollerinizin dezenformasyonları sizi kurtaramaz. Siyasetin sermayesi insan, siyasal gücün kaynağı ise millettir. Çarşıya inmeye cesaretiniz yoksa, kılık değiştirmeden vatandaşların arasına karışmaya cesaretiniz yoksa kaybetmeye mahkumsunuz. Geçemeyen emeklinin kredi borcu altında ezilen esnafın bugününü ve geleceğini elinden aldığınız gençliğin ortasında yer almaya cesaretiniz yoksa kaybetmeye mahkumsunuz. ay sonu emeğinin karşılığını alamayan çiftçi.

İşte bu noktada artık gücünüzün son mertebesinde bu aziz millete verecek hiçbir şeyiniz kalmadığına göre, kanayan yaralardan söz etmek yerine, kapanan yaraları deliyorsunuz. Ülkeyi doğru düzgün yönetemeyeceğiniz için köken, mezhep, cinsiyet, giyim kuşamla uğraşıyor, duyguları yönetmeye çalışıyorsunuz. Ama tüm çabalarınız boşuna. Yoksulluk çığ gibi büyüyor, işsizlik zirve yapıyor. Ülkenin parası damgalıysa, hükümetin yolcu olduğu anlamına gelir.

“CUMHURİYETİN 100. YILINDA BİR YÜZÜMÜZ VAR MI?”

Gerçekleri kabul etmek yerine söylediğiniz saçmalıklara inanmayı tercih ettiğiniz için bu noktadan sonra bir gün bile devlet yönetmemiş olmama rağmen 100. yüzyılın son 20 yılında iktidarda olanların sorumluluğunu üstleniyorum. yaşındaki Cumhuriyet kaçtı. Soramadıklarınızı soruyorum: Cumhuriyetin 100. yılında yüzümüz var mı?

Doğrudan sorumlu olmasak da, ülkemize duyduğumuz ortak bilinç ve sorumluluk gereği bu soruyu sormak durumundayız. Çünkü siyaseti saraylarda, salonlarda değil, genel liderimiz Meral Akşener Hanım’ın önderliğinde Türkiye’yi ilmek ilmek örerek milletimizle omuz omuza yürütüyoruz. İktidardakiler, milleti mahkûm ettiğiniz yoksulluğu gerçekten unuttunuz. İktidarı elde tutma hırsınız yüzünden sosyal gerçeklere kalbinizi kapattınız. Ülkemizi esir alan derin yoksulluğun izleri bakanlar için değil, gören gözler için sokaklarda, dükkânlarda, meydanlarda her yerde.

“ÇOCUĞUNUN GELECEĞİNİ VE GELECEĞİNİ DÜŞÜNEN ANNELER GÖRMÜYORSUNUZ”

Çocuğunun beslenmesinden ve geleceğinden endişe duyan anneler göremezsiniz. Evine ekmek bile getirmekte zorlandıkları için ailelerinden utanan babalar göremezsiniz. Ay sonuna yetişemeyen emeklilerin çektikleri zulmü ve ızdırabı görmüyorsunuz. Memlekete bakın, memuruyla, memuruyla, emeklisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle, işsizler ordusuyla koca bir millet hayatını idame ettiremez. Analar evladına tencere kaynatamıyorsa, Anadolu’da çocuklar aç yatıp yatmıyorsa, babalar çocuklarından utanıyorsa, çocuklar babalarından utanıyorsa, aileler en basit ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorsa bizim buna yüzümüz var mı? 100. yılını kutlamak mı? Röportajlarda gençlerin umutları, hayalleri çalındıysa, ellerinden bugünü ve geleceği alındıysa tarihe, bugüne ve geleceğe yüzümüz var mı?

Türkiye’de 3 milyon çocuk yeterli protein alamıyor ve doğru dürüst beslenemiyor. Bir tarafta 5 maaşlı danışman var. Bir yandan çocuğunun okul çantasını alamayan babalar. TÜİK verilerine göre 1,5 milyon çocuğumuz okula gidemiyor. Kimi defterini alamadığından, kimi yemeğini karşılayamadığı için, kimi de çalışıp eve bakmak zorunda olduğu için. Çocuklarımıza karşı bir yüzümüz mü var? Bugünün değil, geleceğin de borçlu olduğu, Cumhuriyet birikimlerinin toptan satıldığı, uluslararası tefecilerin rehin verildiği bir Türkiye’de doğmamış nesillerle mi karşılaşacağız? Gelecek nesillerimize, çocuklarımıza, geleceğimiz olan gençlerimize bir Türkiye bırakamayacağız. Geçmişimle, bugünümle, geçmişimle ve bütün müktesebatımla soruyorum: Cumhuriyetin yüzüncü yılında yüzümüz var mı?

“99. YILDA BU ÜLKEYE NELER VERDİNİZ, 100. YILDA NELER SÖZ VERECEKSİNİZ”

20 yıldır Türkiye’yi yönetiyorsunuz. Hala bazı sözler veriyorsun. 99’uncu yılda bu ülkeye ne verdiniz, 100’üncü yılda ne vaat edeceksiniz? Yoksulluk, sefalet ve zulümden başka bu ülkeye verecek hiçbir şeyiniz kalmadı. Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti üyeleri, son sezonunuz hakkında size bir ‘spoiler’ uyarısı yapmak istiyorum. Yapılacak ilk seçimle birlikte bu gücü bırakacaksınız. Gideceksin, yoksulluk bitecek. Gideceksin, kayırmacılık bitecek. Sen gideceksin, haksızlıklar bitecek. Sen gidince hürriyet, gidince rahmet, gidince liyakat, gidince adalet gelir. Kendinizi şimdi duygusal ve zihinsel olarak hazırlayın.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu